7.Sınıf Sosyal Bilgiler 4.Ünite Bilim, Teknoloji ve Toplum

7.Sınıf Sosyal Bilgiler 4.Ünite Bilim, Teknoloji ve Toplum
15 Şubat 2024 11:39
111
A+
A-

4.ÜNİTE
ZAMAN İÇİNDE BİLİM
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE YAZININ SERÜVENİ

-İlk adım; Günümüzden yirmi bin yıl önce mağara duvarlarına çizilen hayvan resimleriyle başlayan insanın iz bırakma tutkusu,
altı bin yıllık bir geçmişi olan yazının ortaya
çıkarılmasında atılan ilk adımlardır.
Önemi: Tarih, insanın yazıyı bulmasıyla başlar. (MÖ 3200)
-İlk yazı nesneleri gösteren resimler şeklindeydi.
-İlk yazıyı bulan Sümerler, konuşma dilini yazı diline çevirmek suretiyle düşünceyi ve tarihi gelecek kuşaklara bırakma yöntemini de bulmuş oldular.
-İlk Yazı Çeşitleri Sümerlerin kil tablet üzerine yazdıkları harflerin biçimi çiviye benzediği için bu yazıya çivi yazısı adı verildi.
Çivi yazısını Babil ve Hitit gibi uygarlıklarda kullanmışlardır.
Eski Mısırlıların kullandığı resimli yazıya “hiyeroglif” denir.
Bu yazıda harfler resimlerle ifade edilir. Hiyeroglif yazılar yalnızca duvara ve anıtlara yazılırdı.
-İlk Alfabe; Fenikeliler yazıyı çeşitli harflerle anlatarak ilk
alfabeyi icat ettiler.
Bu alfabe Yunanlılar ve Romalılar tarafından da geliştirilerek
Latin Alfabesi oluşturulmuştur.
7.SINIF TÜM DERSLERİN PAYLAŞILDIĞI WHATSAPP GRUBU İÇİN TIKLAYINIZ

KİTAP ÇEKİLİŞLERİNİN YAPILACAĞI GRUBUMUZA KATILMAK İÇİN TIKLAYINIZ

TARİH BOYUNCA BİLGİNİN KORUNMASI VE SAKLANMASI AŞAMALARI

Kil tabletler, kil hamur hâldeyken üzerlerine çiviye benzer kamışlar ile yazının
yazılıp kurutulmasıyla yapılmıştır.
Her türlü ticari, dinî, edebî, bilimsel bilgi ve belgeler, kil tabletler üzerine yazılarak saklanmıştır.
Asur kralı Asurbanipal kil tabletlerin saklanması ve korunması amacıyla Ninova şehrinde
dünyanın ilk kütüphanesini kurdurmuştur.
Mısırlılar, Nil Nehri kenarlarında yetişen papirüs bitkisini çeşitli şekillerde işeyerek papirüs adı verilen kağıt türünü üretmeyi başarmışlardır.
Mısır’da kurulan İskenderiye Kütüphanesi’nde birçoğu papirüs kağıdıyla hazırlanmış 900 binin üzerinde kitap bulunduğu tahmin edilmektedir.
Bergama Krallığı döneminde koyun ve keçi dersinden imal edilen ve
katlanarak kitap hâline getirilebilen parşömen kâğıdı geliştirilmiştir.
Papirüse göre daha kullanışlı olan parşömen bilginin saklanmasını ve
yaygınlaştırılmasını hızlandırmıştır.
Bu sayede Bergama’da kurulan kütüphanede parşömen kâğıdında yazılmış 200 binin
üzerinde kitap bulunmuştur.
Çinliler 2000 yıl kadar önce günümüzde kullandığımız kâğıdın çok benzerini üretmeyi başarmışlardır.
Dut ağacının kabuklarının suda bekletilip tokmakla dövülerek hamur hâline getirilmesi ve düz bir yüzey üzerine dökülerek
kurutulması yoluyla elde edilen bu kâğıt,
kısa sürede İpek Yolu üzerinde ticareti yapılan kıymetli bir ürün hâline gelmiştir.
Müslümanlar, kâğıt yapımını VIII. yüzyılda Çinlilerden öğrenmişlerdir.
Matbaanın icadıyla birlikte kâğıt üretimi ve basılan
kitapların sayısı artmıştır.
Zamanla kâğıt teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde kâğıt maliyetleri düşmüş, bilginin
yayılması hızlanmıştır.
Bilgisayarların daha küçük ve daha az maliyetle üretilmeye başlanmasıyla bilgiler bilgisayarlara aktarılmaya ve işlenmeye başlanmıştır.
İnternet’in icadı ve yaygınlaşması sayesinde kitaplar ve her türlü bilgi ve belge dijital ortama
aktarılmış ve tüm
dünyaya çok daha hızlı ve kolay bir şekilde yayılmıştır.
Günümüzde ise tabletler,
akıllı telefonlar ve e-kitap okuyucular bilginin depolanmasını ve yaygınlaştırmasını kolaylaştırmaya
devam etmektedir.

TÜRK İSLAM DEVLETLERİNDE BİLİM VE BİLİM ADAMLARI
HAREZMİ

Harezmî, Harezm bölgesinin Hive şehrinde doğdu.
Matematik alanındaki çalışmaları ile cebirin temelini oluşturmuştur.
Cebir sözcüğü de Harezmî’nin “El’Kitab’ül-Muhtasar fi Hısab’il Cebri ve’l-Mukabele” (Cebir ve Denklem Hesabı Üzerine Özet Kitap) adlı eserinden gelmektedir. Bu eser aynı zamanda doğu ve batının ilk müstakil cebir kitabı olma özelliğini taşımaktadır.

FARABİ
Farabi, Farab şehrinde doğduğu için Farabi (Farablı) diye anılır.
Batı kaynaklarında “Alpharabius” adıyla bilinir.
Felsefe alanında önemli çalışmalar yapmıştır.
Farabi insanı tanımlarken “âlem büyük insandır; insan küçük âlemdir.” diyerek bu iki
kavramı birleştirmiştir.
İnsan ahlakının temeli, ona göre bilgidir; akıl iyiyi kötüden
ancak bilgiyle ayırır.

BİRUNİ
El Biruni, Merkezî Asya’da tarihi bir bölge olan Harezmî’de doğdu.
Batı’da “Aliboron” adıyla bilinen Biruni’nin yapıtları
birçok Batı diline çevrilmiştir.
Biruni, hiçbir eserinde tek bir bilime veya konuya bağlı kalmadan bilimi tek bir bütün olarak
gören bir ansiklopedisttir.
El Biruni’nin eserlerinin sayısı yüz seksen civarındadır.
Yetmiş adet astronomi ve yirmi adet de matematik kitabı bulunmaktadır. Tıp, biyoloji, bitkiler, madenler, hayvanlar ve
yararlı otlar üzerinde bir dizin oluşturmuştur.
Ancak bu eserlerden sadece yirmi yedisi günümüze kadar gelebilmiştir.
El Biruni, astronomi üzerine yaptığı en iyi çalışmayı Gazneli
Mahmut’un oğlu Sultan Mesut’a sundu.
Sultan Mesut da bunun üzerine kendisine bir fil
yükü gümüşü hediye edince, “Bu armağan beni baştan çıkarır, bilimden uzaklaştırır.” diyerek bu hediyeyi geri çevirdi.

İBN-İ SİNA
İbni Sina Buhara şehrinde doğdu.
Batı kaynaklarında “Avicenna” adıyla bilinir.
İbni Sina, Değişik konular üzerine 240’ı günümüze
gelen 450 kadar makale yazdı. Elimizdeki yazıların 150 tanesi felsefe 40 tanesi de tıp üzerinedir.
Eserlerinin en ünlüleri felsefe ve fen konularını içeren çok geniş bir çalışma olan
Kitabü’ş-Şifa (İyileşme Kitabı) ile El-Kanun fi’t-Tıb (Tıbbın Kanunu).
Tıbbın Kanunu adlı eseri ortaçağ üniversitelerinde ders
kitabı olarak okutulmuştur.

ALİ KUŞÇU
Ali Kuşçu, Semerkant’ta doğdu.
Asıl adı Ali Bin Muhammed Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimcidir.
Babası, Timur İmparatorluğu Sultanı ve astronomu
Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu.
Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Osmanlı Devleti ile barış görüşmelerinde yardımını istedi.
Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sözcülüğünü (elçiliğini) yaptıktan sonra Mehmet’in davetiyle İstanbul’a geldi.
Osmanlı – Akkoyunlu sınırında II. Mehmet’in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu.

TAKİYÜDDİN
Takiyüddin, Şam’da doğdu.
Arap asıllı Osmanlı gökbilimcisi, matematikçisi ve mühendisidir. II. Selim tarafından saray müneccimbaşılığına atandı.
1574 yılında Galata Kulesi’nde gözlem çalışmalarına başlamıştır.
Sokullu Mehmet Paşa’nın desteği ve padişah III. Murat’ın
fermanıyla 1577 yılında Tophane sırtlarında Takîyüddîn’in yönetimi altında bir gözlemevi kurulmuştur.
Takiyüddin’e ait el yazmalarının bir bölümü Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nde bulunmaktadır.

PÎRÎ REİS
Kanunî döneminde yaşamış ünlü Osmanlı denizcisidir.
Derlediği denizcilik notlarını Kitab-ı Bahriye
adlı eserinde bir araya getirmiştir.
Ayrıca 16. yüzyılda Dünya haritasını gerçeğe yakın bir şekilde çizmiştir. Dünya haritası ve Kuzey Amerika haritasının çizimlerindeki mükemmellik, tüm dünyada hâlen hayret ve hayranlık uyandırır.

EL CEZERÎ
Mekanik mühendisliği ve fizik alanlarında çalışmalar yapmıştır.
Robot bilimi üzerine yaptığı çalışmalar ile tanınmıştır.
Tarihteki ilk robot örneklerini yaptığı kabul edilmektedir.
Su ile çalışan mekanik saatler, müzik otomatları, su çıkarma makineleri gibi çeşitli robotların çizimlerini ve nasıl yapılacaklarını anlattığı Kitab-ül Hiyel adlı eseri çok önemlidir.
Otomatik çalışan su makinesi, filli su saati, saz çalan robot ve
pompa otomatı robotlarını tasarlamış ve yapmıştır.

İBN-İ HEYSEM
Görme, optik ve ışık alanında bilime büyük katkılar sağlamıştır. Tarihin en önemli bilim
insanlarından biriydi.
İbn-i Heysem, baş yapıtı kabul edilen Optikler
Kitabı’nın yanı sıra astronomi, felsefe, sayı teorisi ve
geometri üzerine eserler yazdı.

AVRUPA’DAKİ BİLİMSEL GELİŞMELER
XV ve XX. Yüzyıllar arasında Avrupa’da gerçekleşen buluşlar
ve teknolojik gelişmeler, günümüz bilimsel birikiminin oluşmasına
büyük katkı sağlamıştır. Matbaanın icadı, Dünya’nın yuvarlak olduğunun ispat edilmesi,
buhar makinesinin icadı
ve kütle çekim kanununun keşfi, günümüzdeki birçok teknolojik gelişmeye temel oluşturmuştur.

MATBAANIN İCADI
Tarihte matbaa ilk defa Çinliler tarafından kullanılmıştır.
Uygurlar, ahşap harflerden oluşan bir matbaayı geliştirmişlerdir.
Kâğıdın Avrupa’da kullanılmaya başlanması ile yeni matbaa baskı teknikleri
konusunca çalışmalar yapılmıştır.
J. Gutenberg, 1140 yılında harfleri madeni bir parçaya kazımış ve yan yana
dizerek satırlar oluşturmuştur.
Bu sayede modern matbaanın temeli atılmıştır.
Matbaanın icadı sayesinde basılı kitap sayısı artmış, insanların bilgi ve kültür düzeyi yükselmiştir. Haber ve bilgiler daha hızlı yayılmaya başlamıştır.
Kitapların ucuzlamasıyla bilgiye ulaşmak daha kolaylaşmıştır

DÜNYA’NIN YUVARLAK OLDUĞUNUN İSPAT EDİLMESİ
Dünya’nın şekliyle ilgili ilk çağlardan beri çeşitli fikirler öne sürülmüştür.
Bilimsel birikimin henüz çok yeterli
olmadığı o dönemlerdeki en yaygın fikir, Dünya’nın düz olduğuydu. Ancak bazı bilim insanları Dünya’nın yuvarlak olduğu söylemişler ve bunu kanıtlamak için çalışmalar yapmışlardır.
Tarihte Dünya’nın yuvarlak olduğunu fikrini ortaya atan ilk
kişinin Tales olduğu bilinmektedir.
Pisagor, M.Ö. 590’da Dünya’nın yuvarlak olduğu fikrini savunmuş ve Dünya’nın
Güneş etrafında döndüğü fikrini ortaya atmıştır.
Aristo, yaptığı gözlemlere dayanarak Dünya’nın yuvarlak
olduğu fikrini savunmuştur.
Türk İslam bilgini Birunî yaptığı astronomi çalışmaları sonunda Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü söylemiştir.
Ayrıca Dünya’nın merkezindeki çekim kuvvetinden yani yer çekimi kuvvetinden bahsetmiştir.
İtalyan gök bilimci Galileo, kendi yaptığı teleskop ile gezegenleri ve Güneş sistemini incelemiştir.
Yapığı çalışmalar sonunda gezegenlerin Güneş etrafında döndüğünü ve
Dünya’nın yuvarlak olduğunu belirlemiştir.
Portekizli denizci Macellan, batıya doğru gidildiğinde Hindistan’a ulaşılabileceğini böylece Dünya’nın yuvarlak olduğu fikrini ispatlama çalışmıştır.
Macellan, sürekli batıya giderek Filipinler’e ulaşmış ancak burada yerliler ile yapılan savaşta ölmüştür.
Yolculuğu yardımcısı Del Kano tamamlamış, Hindistan’a ulaşmayı ve
İspanya’ya geri dönmeyi başarmıştır.

BUHAR MAKİNESİNİN İCADI
Amerikalı mucit ve mühendis James Watt, iki bölmeli bir buhar makinesi geliştirmiştir.
Buhar gücü sayesinde çalışan bu makine,
günümüzdeki makinelerinin temelini oluşturmuştur.
Bu icat sayesinde kas gücünün yerini makine gücü almıştır.
Bu durum, Sanayi Devrimi’nin başlangıcı olmuştur.
Buhar gücüyle çalışan makinelerin bulunduğu büyük fabrikalar,
lokomotifler ve gemiler inşa edilmiştir.
Böylece üretim ve ulaşım alanlarında büyük gelişme yaşanmıştır. Kömür ve su gücü ile çalışan makineler zamanla yerini fosil yakıtlar
ile elektrikle çalışan makinelere bırakmıştır.
Günümüzde ise yenilenebilir enerji kaynakları ile çalışan makineler geliştirilmiştir.

KÜTLE ÇEKİM KANUNUNUN KEŞFEDİLMESİ
Dünya’nın ve diğer gezegenlerin varlıklara uyguladıkları çekim kuvvetine kütle çekim kuvveti denir.
Tarihte Hazinî ve Birunî gibi bazı bilim insanları kütle çekim kanununu
hakkında çalışmalar yapmışlardır. Kütle çekim kanunu sistemli bir hâle
getiren bilim insanı ise Newton olmuştur.
Uzaya gönderilen roket ve uyduların atmosferde yanmamasıyla ilgili çeşitli hesapların yapılabilmesi için kütle çekim kanunundan yararlanılması gerekmektedir.

ÖZGÜR DÜŞÜNCE VE BİLİM
Bilimin ilerlemesi ve bilimsel çalışmaların yapılabilmesi için ilk ve en önemli koşul, özgür düşünce ortamının sağlanmasıdır.
Tarihte özgür düşüncenin engellendiği dönemler de olmuştur.
Orta Çağ’da Avrupa’da, özgür düşünce ortamına karşı olan ve sadece kilisenin söylediklerini doğru kabul eden skolastik
düşüncenin sisteminin etkisiyle insanların düşüncelerini özgürce ifade etmeleri mümkün olmamıştır.
Bu dönemde, bilim insanlarına baskı yapılmış; fikirlerini açıklamaları, buluş ve
keşifler yapmaları yasaklanmıştır.
ve 16. yüzyıllarda Avrupa’da gerçekleşen Rönesans ve Reform hareketleri sonunda skolastik düşünce zayıflamış, pozitif düşünce yaygınlaşmıştır.
Pozitif düşüncede bilimsellik esastır; evreni anlamak, dünyanın evrenin merkezi değil bir parçası olduğunu keşfetmek için bilimsel araştırmalar, deney ve gözlem yapmak şarttır.
Bu nedenle insanlar, düşüncelerini özgürce ifade edebilmeli ve bilimsel çalışmalar desteklenmelidir.
yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşen Fransız İhtilâli ile hürriyet, adalet ve eşitlik gibi kavramlar, tüm dünyaya yayılmaya başlamıştır.
Bu kavramlar, özgür düşüncenin gelişmesine ve yayılmasına katkıda bulunmuştur. Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nde yer alan “Düşüncelerin ve inançların özgürce ifade edilmesi insanın en değerli haklarındandır.
Bu nedenle her yurttaş serbestçe konuşabilir, yazabilir ve yazdıklarını yayımlayabilir.” maddesi ile özgür düşüncenin önemi bir kez daha vurgulanmıştır.
1948 yılında ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde “Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğü hakkı vardır.
Bu hak hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.” maddesi ile düşünce özgürlüğü,
evrensel olarak güvence altına alınmıştır.
Düşünce özgürlüğü, ayrıca T.C. Anayasası ile de güvence altına alınmıştır.

Anayasamızın düşünce özgürlüğü ile ilgili maddeleri şöyledir:
Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yolarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir.
Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

error: Content is protected !!